Perspektif

COVID-19’un örtbas edilmesi: Ölümleri duymayın, görmeyin, konuşmayın

Her gün binlerce Amerikalı COVID-19’dan ölürken, Biden yönetimi medya propagandası ve veri manipülasyonu yoluyla pandemiyi örtbas etmek ve halkı ebediyen kitlesel ölümlere alıştırmak için bir kampanya yürütüyor.

Bir COVID-19 kurbanının cesedi, Brezilya’nın Duque de Caxias kentindeki Sao Jose belediye hastanesinin yoğun bakım ünitesinde bir ceset torbasında yatıyor. (AP Photo/Felipe Dana)

Geçtiğimiz hafta her gün ortalama 2.700 Amerikalı COVID-19’dan hayatını kaybetti. Sanki her gün yedi Boeing 777 yolcu uçağı okyanusa düşmüş, içindeki herkes ölmüş ya da her gün iki Titanik batmış gibi.

Resmi ölüm raporlarına göre bugüne kadar 900.000’den fazla Amerikalı COVID-19’dan öldü ancak gerçekte, The Economisttarafından derlenen “fazladan ölüm” istatistiklerine göre bu rakam 1 milyonu geçti.

Fakat ABD hükümeti, kitlesel enfeksiyonu ve toplu ölümleri durdurmak için bir şey yapmaktansa, yüksek oranda bulaşıcı Omicron varyantının ortaya çıkmasını, COVID-19’un yayılmasını durdurmaya yönelik tüm önlemleri terk etmek için bir bahane olarak kullandı.

Neredeyse tüm Amerikan nüfusunun gelecekte süresiz olarak COVID-19 ile enfekte olmasına ve yeniden enfekte olmasına izin veriliyor. Bu, her yıl yüz binlerce insanın önlenebilir bir hastalıktan ölebileceği ve milyonlarca kişinin daha Uzun COVID nedeniyle malul hale geleceği anlamına geliyor.

ABD hükümeti ve medyası, pandeminin yarattığı tehlikelerden son derece endişe duyan bir halka kitlesel enfeksiyon politikasını dayatmak amacıyla, medya karartması ve manipülasyon yoluyla kitlesel ölüm oranını örtbas etmek için sistematik ve kasıtlı bir girişim başlattı.

Sloganları şu: Ölümleri duymayın, görmeyin, konuşmayın. Ama insanlar ölmeye devam etsin.

Bu politika bilim tarafından değil, Amerika’nın mali oligarşisinin toplumsal çıkarları tarafından yönlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, bu hafta, ABD’nin politikasının sert biçimde kınanması anlamına gelen şu uyarıda bulundu:

Bazı ülkelerde aşılar, Omicron’un yüksek bulaşıcılığı ve daha az ağır olması nedeniyle bulaşmayı önlemenin artık mümkün olmadığı, bunun artık gerekli olmadığı şeklinde bir anlatının yaygınlaşmasından endişe duyuyoruz. Hiçbir şey bundan daha gerçekdışı olamazdı.

Biden yönetiminin stratejisi, Perşembe günü Politicotarafından yayımlanan ve “yönetimden yarım düzine yetkili” ile yapılan röportajlara dayanan “Hoşça kal, Omicron: Beyaz Saray pandeminin bir sonraki aşamasına bakıyor” başlıklı bir makalede detaylı biçimde açıklandı.

Politico, “Biden yönetimi, Amerikalıları COVID-19 ile yaşamaya koşullandırma” amacıyla “pandemide yeni bir aşamayı tertipliyor. Yönetim, “insanları virüsün yaygın olarak kaldığı bir senaryoya alıştırmak için verilen mesajlarda bilinçli bir değişim” planlıyor.

Politico’ya göre, bu değişim, Biden’ın eski danışmanı Ezekiel Emanuel’in 6 Ocak’ta Journal of the American Medical Association’da yayımlanan bir dizi makalede öncülük ettiği bir slogan olan “yeni normal” olarak adlandırılacak.

Politico’ya göre, Biden yönetimi, kamuoyu duyarlılığını “koşullandırmak” ve halkın pandemi hakkında “farklı hissetmesini” sağlamak için “en iyi siyasi stratejinin, pandeminin her gün haberlere egemen olmaması” olduğunu belirledi.

Politico, Biden yönetiminin Amerikalıları COVID-19’u ebediyen kabullenmeye “koşullandırmayı” hedeflediğini bildiriyor.

Dünyada medyanın ABD kadar doğrudan hükümet kontrolü altında olduğu başka bir ülke yoktur. Emanuel’in “yeni normal”i ilan etmesinden bu yana geçen sürede, COVID-19 ile ilgili haberler, artan ölüm oranıyla tam ters orantılı olarak azalmıştır.

Ocak ayının başlarında, 7 günlük ortalama ölüm sayısı 1.500’ün altında iken, pandemi gece haberlerinde düzenli olarak ilk sıradaydı. Ancak ölü sayısı 2.000’e ulaşınca önce ikinci, sonra üçüncü, ardından dördüncü sıraya geriledi. Ayın sonuna gelindiğinde, gece haberlerinin ilk yarısında pandemi hakkında düzenli olarak herhangi bir haber yoktu ve Google News’in “manşetler” bölümünde çoğu zaman pandemi hakkında tek bir söz bile edilmiyordu.

Perşembe günü, NBC’nin “Nightly News” yayınında pandemiden hiç bahsedilmedi. 7-8 cm kar, bir günde 3.000 kişinin ölümünden yüz kat daha fazla haber yapıldı.

Ancak kamuoyu bilincini “koşullandırma” ve halkı “farklı hissettirme” çabası, yalnızca medya manipülasyonu yoluyla başarıya ulaşamaz. Bu nedenle COVID-19 vaka ve ölümlerinin raporlanmasına son vermek için sistematik bir kampanya yürütülüyor.

Çarşamba günü, ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (HHS), hastanelere yönelik COVID-19 ölümlerinin sayısını bildirme programını resmen durdurdu. Federal bir sağlık ifşaatçısının WSWS’ye söylediğine göre, bu “federal düzeyde tek tutarlı, güvenilir ve eyleme geçirilebilir veri kümesi” idi.

Raporlanan COVID-19 ölümlerinin geriye kalan tek kaynağı artık adli tabip sisteminden geçiyor. Siyasi manipülasyona tabi olan bu sistemde veriler, birbiri ardına günlük raporlamayı kesen eyaletler tarafından toplanacak.

Bu örtbas uluslararası düzeyde hayata geçiriliyor. Çarşamba günü, HHS’nin hastanelerde günlük COVID-19 ölümlerinin raporlanmasını sonlandırdığı gün, Birleşik Krallık’taki Başbakan Boris Johnson yönetimi, Paskalya’ya kadar, belki de daha önce, günlük COVID-19 vaka raporlamasını sonlandırmayı planladığını duyurdu.

Ancak raporlamayı kesmek bile yeterli değildir. Bizzat testler saldırı altındadır. Gazeteci Zak Vescera’nın haberine göre, Perşembe günü Kanada’nın Saskatchewan eyaleti, “halk için COVID-19 PCR testini sonlandıracağını ve böylece virüsün toplumdaki yayılmasını izleme çabalarının çoğunu durduracağını” duyurdu.

Bu adımı yorumlayan virolog Angela Rasmussen, “Bu, kötü haberler görmek istemediğiniz için gözlerinizi oymanın halk sağlığındaki eşdeğeridir” uyarısında bulundu.

Söz konusu eyalet, 26 Ocak’ta Amerika Birleşik Devletleri’ni hızlı testler lehine PCR testini sona erdirmeye çağıran Emanuel’in talebi ile uyumlu hareket ediyor. Hızlı testler, PCR testlerinden farklı olarak, COVID-19 temaslı takibi için kullanılamıyor ve günlük vaka sayılarında raporlanmıyor. Bu da PCR testleri ile doğrulanmayan pozitif COVID-19 vakalarının fiilen yok sayılması anlamına geliyor.

Mali oligarşinin çıkarlarını temsil eden Amerikan hükümeti, her yıl yüz binlerce insanın ölümünün kabul edilebilir olduğu sonucuna vardı. Charles Dickens’ın Scrooge’unun “fazla nüfusu azaltmak” dediği şey, ölenlerin orantısız bir şekilde yaşlılar, engelliler ve yoksullar olacağının bilincinde olan hükümetin politikasıyla gerçekleştiriliyor.

COVID-19’u kalıcı hale getirme kampanyası, halka karşı bir savaş ilanıdır; kesinlikle suç teşkil eden bir toplu katliam eylemidir.

Egemen sınıfın kitlesel enfeksiyon politikasına karşı büyüyen bir muhalefet var. Ardı ardına yapılan anketler, halkın hayatları COVID-19’dan korumak için halk sağlığı önlemleri alınmasını istikrarlı bir şekilde desteklediğini gösterdi. En son yapılan YouGov anketi, Amerikan halkının çok büyük bir oranla, “Amerikalıları koronavirüs salgınının sağlığa yönelik etkilerinden koruma”yı “ekonomi”yi korumaya tercih ettiğini gösterdi.

Dünyanın her yerinde işçi sınıfı, egemen sınıfın kitlesel ölüm politikasına karşı harekete geçmeye ve COVID-19’un ortadan kaldırılıp yok edilmesini talep etmeye başlamış durumda. Merkezi siyasi görev, bu büyüyen hareketi, uluslararası sosyalizm perspektifine dayanan bir siyasi önderlikle donatmaktır. Bu hareketin temel amacı, insanların ölümünden ve sefaletinden çıkar sağlayan ve beslenen kapitalist sistemi sona erdirmek olacaktır.