Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin kitlesel protestoları bastırmak için başlattığı hukuksuz gözaltı ve tutuklama dalgası devam ederken, polisin başvurduğu acımasız şiddet ve yaptığı işkencelere dair video ve tanıklıklar ortaya çıkıyor.
Foto muhabiri Kemal Aslan tarafından çekilen ve sosyal medyada milyonlarca kez görüntülenen videoda, polisin 23 Mart Pazar günü Saraçhane’de CHP önderliğinde düzenlenen miting sona erdikten sonra barışçıl bir şekilde dağılmakta olan protestoculara dizginsizce saldırdığını belgeliyor. Metro istasyonuna yönelen protestocuların polisler tarafından acımasızca darp edildiği ve yüzlerine yakın mesafeden göz yaşartıcı gaz sıkıldığı görülüyor.

Polis şiddetine ve işkencesine uğradığını belirten Burcu Altunpolat, yaşadığı korkunç anları X/Twitter’da detaylı bir şekilde anlattı. Akpolat 6-7 polisin tekme ve yumruklu saldırısına uğradığını ve göz kapaklarının ve ağzının zorla açılarak biber gazı sıkıldığını belirtti. Genç kadın en son polislerin “Karının ölüsü elimizde kalacak, atalım şuraya, s*ktirsin gitsin,” diyerek kendisini bir kenara attıklarını anlattı.

CHP’nin Diyarbakır Milletvekili ve Avukat Sezgin Tanrıkulu, Saraçhane’de gözaltına alınan gençlerin kendilerine işkenceye uğradıklarını anlattıklarını söyledi. Tanrıkulu örnek olarak genç bir üniversiteli kadının polisin cinsel tacizine ve işkencesine uğradığını belirttiği ifade tutanaklarını paylaştı.
Tutanaklarda genç kadın kelepçe takmaya götürülürken yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “…erkek polis ‘Senin göğüslerin mi var’ diyerek göğüslerime dokundu. O sırada korku ve baskıdan dolayı altıma kaçırdım. Elbisem hâlâ idrar içinde. Daha sonra bir kadın polis geldi ve bana zorbalık ve tacizde bulunan polise, ‘Tamam, yeter, yapma artık’ diyerek beni onun elinden aldı.”
Genç kadın ifadesine şöyle devam etti: “Erkek polis ayağıyla başıma bastırdı. Aldığım doktor raporunda, sol başımda ödem ve şişlik olduğu belirtilmiştir. Kadın polis tarafından gözaltı aracına bindirildim. Kadın polis bana ‘Piç’ diyerek hakaret etti.”
İnsan Hakları Derneği “19-26 Mart 2025 Tarihleri Arasında Yaşanan Hak İhlalleri“ başlıklı bilgi notunda şunları belirtti: “Çok sayıda kişi polisin eylemlere müdahalesi sırasında, kaba dayak, yakın mesafeden kapsül, gaz ve su sıkılması, ters kelepçe, çıplak arama gibi işkence ve kötü muamele niteliğindeki uygulamaya maruz kaldı. Ankara’da 7 kişiye çıplak arama dayatıldı.”
İstanbul Tabip Odası (İTO) da yaptığı açıklamada işkencenin ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan kötü muamelenin önlenmesi için yakalama ve gözaltı sırasında sağlık kontrolünün gerekli olduğunu vurguladı. Ancak gözaltına alınanlara, yasalara aykırı bir biçimde, emniyet müdürlüğünde sağlık muayenesi yapılması dayatılmıştı.
Kitlesel protestolar 19 Mart’ta, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun “yolsuzluk” ve “terör” iddialarıyla gözaltına alınmasının ardından İstanbul’da başlamış ve ülke genelinde yayılmıştı. Erdoğan’ın başlıca siyasi rakibi olarak görülen İmamoğlu, son cumhurbaşkanlığı anketlerinde önde görünüyordu. İmamoğlu, Pazar günü “gizli tanık” iddialarına dayanılarak “yolsuzluk” suçlamasıyla tutuklandı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya Perşembe günü X’te yaptığı açıklamada 19 Mart’tan tarihinden itibaren 1.879 protestocunun gözaltına alındığını, bunların 260’ının tutuklandığını, 468’i hakkında adli kontrol kararı verildiğini, 489’unun serbest bırakıldığını ve 662’sinin işlemlerinin devam ettiğini açıkladı.
Cuma sabahı Evrensel gazetesi muhabiri Nisa Sude Demirel ile ETHA muhabiri Elif Bayburt’un gözaltına alındığı bildirildi.
Birçok üniversitede boykotlar devam ederken Perşembe akşamı İstanbul Şişli’de toplanan üniversite öğrencilerinden yüzden fazlası ve bazı avukatlar gözaltına alındı. Cuma sabahı ise Ankara’daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne (ODTÜ) polis tarafından düzenlenen baskında 9 öğrenci gözaltına alındı.
Sosyalist Eşitlik Grubu (SEG) ve onun gençlik hareketi olan Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE), tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasını talep etmektedir. İşçiler öğrencileri ve demokratik hakları savunmak üzere harekete geçmeli; öğrenciler de işçi sınıfına yönelmelidir. Bu, özünde, SEG tarafından öne sürülen devrimci perspektif uğruna mücadele anlamına gelmektedir.
Çoğu üniversite öğrencilerinden oluşan protestoculara yönelik zulmün amacı, hükümetin halk tarafından destek görmeyen savaş ve sınıf savaşı gündemine yönelik her türlü toplumsal meydan okumaya gözdağı vermek ve sindirmektir.
Anayasal haklarını kullanarak protestoya katılanların herhangi bir hukuki gerekçe iletilmeden, maddi delil sunulmadan ve hukuki usullere uyulmadan tutuklanması, hükümetin yargıyı hem siyasi rakiplerine hem de toplumsal muhalefete karşı bir silah olarak kullandığını göstermektedir.
Gözaltına alınan protestocuların gönüllü avukatlığını yapan Arif Anıl Öztürk tutuklamalarla ilgili şunları ifade etti: “Baştan sona hukuksuz bir süreç. Ortada bir delil yok, görüntü yok. Üstelik suçlandıkları maddenin yatarı yok. Üstüne ters kelepçe ile başlayan kötü muamele görenler var. Bacağı alçıya alınan, vücudunda morluklar bulunanlar var.”
Öztürk şunları ekliyordu: “Karar sırasında hâkimler avukatların yüzlerine bile bakmıyor. Kararın tamamını bile okumuyorlar, ‘tutuklandı’ deyip adeta salondan kaçıyorlar.”
Keyfi tutuklamalar, geçtiğimiz yıldan beri artan bir uygulama. İstanbul’daki tarihi Taksim Meydanı’nın Anayasa Mahkemesi kararına aykırı bir biçimde 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasına karşı yapılan gösterilere ya da hükümetin Gazze’de soykırım yapan İsrail ile ticareti sürdürmesine karşı düzenlenen protestolara katılanlar aylarca hukuksuz bir şekilde tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldılar.
Şubat ayı başında Gaziantep’te bulunan Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde yirmiyi aşkın fabrikada işçilerin düşük ücret zammı dayatmasına karşı başlattığı fiili grev dalgası sırasında Bağımsız taban sendikası Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklanmıştı.
Pazartesi günü Türkmen’in 35 günlük tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilmesi bu tutuklamanın keyfiliğini ve hukuki dayanakları olmadığının bir göstergesidir. WSWS’nin belirttiği gibi bu tutuklama “işçilerin her türlü mücadelesinin ve bu mücadelelere destek açıklamalarının bir suç haline getirilmesini” amaçlamaktaydı. Türkmen, serbest bırakıldıktan sonra bir kez daha hukuksuz bir şekilde “ev hapsi” cezasıyla karşılaştı.
Hükümet polis baskısını ve tutuklamaları tırmandırırken, CHP kitlesel protestoları sona erdirme çabası içinde bir “zafer” kazandığını iddia ediyor. CHP lideri Özgür Özel Çarşamba günü yaptığı açıklamada “Millet 19 Mart’ta darbeyi püskürttü… Ekrem İmamoğlu hücresinde demokrasi sarayında oturuyor. Erdoğan sarayında yerin yedi kat dibinde, stres içinde,” dedi.
Bu saçma açıklama, gerçeği ters yüz etmekte; bir diktatörlük rejimini ve siyasi tutukluluğu normalleştirmektedir. Hükümetin kitlesel protestoları şiddetle bastırmaya yönelmesi, bunların, acımasız bir kemer sıkma programına tabi tutulan işçi sınıfı içinde daha geniş bir hareketi tetikleyeceği endişesinden kaynaklanmaktadır. Bu kaygıyı, rakip burjuva hizbi temsil eden CHP de paylaşıyor.