Perspektif

Trump Venezuela’dan sonra İran’ı hedef alıyor: Emperyalist saldırı tırmanıyor

Bir B-2 hayalet bombardıman uçağı, 4 Temmuz 2020 Cumartesi günü Washington'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi üzerinde uçarken. [AP Photo/Alex Brandon]

Trump yönetimi, İran’da rejim değişikliği operasyonunun bir sonraki aşaması olarak bir askeri saldırı düzenlemeye hazırlanıyor. Bu operasyonun amacı; 93 milyon nüfuslu bu Ortadoğu ülkesini yeni sömürge tipi boyunduruğa geri sokmak ve devasa petrol rezervlerini ABD emperyalizminin kontrolü ve hakimiyeti altına almaktır.

Günlerdir, Amerika’nın diktatör olmak isteyen faşist başkanı Trump ve yandaşları, hükümet karşıtı protestocuları “savunmak” gibi sinik bir bahaneyle İran’ı bomba ve füzelerle vurma tehditleri savuruyorlar.

Salı sabahı Trump İranlı protestoculara yönelik hazırlanan bir sosyal medya paylaşımında, “KURUMLARI ELE GEÇİRİN... Yardım yolda,” diye yazdı. Bu paylaşım, Trump’ın Pentagon’un üst düzey generalleri ve ulusal güvenlik ekibiyle İran’a saldırı “seçenekleri” hakkında görüşmesinden sadece birkaç saat önce yapıldı.

Açık kaynaklı istihbarat ve uçuş takip verileri, aralık ayından bu yana Basra Körfezi bölgesine ABD savaş malzemelerinin aktarımının yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Bu yoğunlaşma, İran’a savaş açmak için gerekli bir ön koşuldur.

Trump’ın kendisini İran halkının “kurtarıcısı” olarak gösterme girişimi, Hitler’in “Büyük Yalan” anlayışına dayanan büyük bir sahtekarlıktır.

ABD emperyalizmi, 1979’da Şah’ın zalim rejimini deviren kitlesel ayaklanmayı hiçbir zaman kabullenmedi. ABD İran ve halkına karşı on yıllardır tehditlerden, askeri saldırganlıktan ve ekonomik savaştan oluşan bir harekât yürütüyor. 2018’de Trump, BM destekli İran nükleer anlaşmasını sabote etti ve İran ekonomisini çökertmek ve bir rejim değişikliği yapmak amacıyla tek taraflı olarak ağır yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, Demokrat Biden yönetimi altında daha da ağırlaştırıldı.

Washington’un elde etmek istediği sonuç her zaman İran halkını yoksulluk ve sefalete sürüklemek olmuştur. Uygulanan yaptırımların sonucunda ilaç ve gelişmiş tıbbi cihazlara erişimin kesilmesi tek başına on binlerce, hatta yüz binlerce erken ölüme yol açmıştır.

ABD burjuva medyası ise, her zamanki gibi, Beyaz Saray’ın dikte ettiği aynı senaryoyu aktarıyor. Hiçbir şeyi sorgulamıyor, hiçbir şeyi araştırmıyorlar.

İki haftadan az bir süre önce Washington, Venezuela’ya yasa dışı bir saldırı düzenleyerek 80’den fazla kişiyi öldürdü, devlet başkanını kaçırdı ve dünyanın en büyük petrol kaynaklarına el koyduğunu ilan etti. Önceki haftalarda medya, ABD yönetiminin bariz yalanlarını tekrarlayarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun narko-terörist bir rejimin başında olduğunu öne sürdü; tıpkı 2003 yılında Amerikan emperyalizminin Irak’ı istilasından önce medyanın, George W. Bush ve Dick Cheney’nin, Saddam Hüseyin’in “kitle imha silahları”na sahip olduğu iddialarını tekrarladığı gibi.

Şimdi Trump, Demokratik Parti’den destekçileri ve medya, İran’daki gösterileri yeni bir savaş sebebi yaratmak için istismar ediyor. Bu gerekçe, ABD-İsrail’in geçen haziran ayında İran’a karşı 12 gün süren ve 1.000’den fazla kişiyi öldüren savaşını meşrulaştırmak için kullanılan gerekçenin -İran’ın sivil nükleer programının sözde oluşturduğu tehdidin- yerini alıyor. Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık’ta Mar-a-Lago’da bir savaş toplantısı düzenlediklerinde önceki gerekçeyi gündeme getirmişti.

Hiç şüphe yok ki, İran’ın dinî-burjuva milliyetçi rejimine karşı yaygın bir öfke ve hoşnutsuzluk var. İran rejimi, işçi sınıfının her türlü siyasi ifade özgürlüğünü bastırmakta ve 1979 devriminden hemen sonra, Şah’ın zalim monarşik diktatörlüğünü deviren emekçilere verilen sosyal tavizleri sistematik olarak ortadan kaldırmaktadır.

İnternet ve sosyal medyanın kapatılması nedeniyle İran’da etkili olan tüm güçleri kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zordur. Fakat bu noktada, İran’daki protestoların bir işçi sınıfı hareketi olduğuna ve işçi sınıfının lehine olduğuna dair güvenilir bir kanıt bulunmamaktadır. Protestoların sosyal yapısı, İranlı işçiler ve kır emekçilerinin karşı karşıya olduğu acil sosyoekonomik sorunları çözmeye yönelik herhangi bir talebin olmaması ve kitle grevleri gibi örgütlü bir işçi sınıfı müdahalesinin bulunmaması, bunu doğrulamaktadır.

Protestolar tefeciler, tüccarlar ve dükkan sahiplerinden oluşan bir burjuva ve küçük burjuva kesimi temsil eden çarşı esnası tarafından başlatıldı. Sonrasında Amerikan emperyalizmi ve onun Ukrayna, Gürcistan ve diğer yerlerdeki ajanları tarafından kışkırtılan “renkli devrimler”e benzer, giderek daha açık bir sağcı, emperyalizm yanlısı karakter kazandı.

CIA ve diğer emperyalist istihbarat teşkilatlarının ajanları, Şah’ın oğlu Veliaht Prens Rıza Pehlevi gibi yurt dışında bulunan emperyalist vekillerle birlikte, şiddeti kışkırtmada açıkça rol oynuyorlar. Veliaht Prens Rıza Pehlevi, geçen hafta sonu protestocuları “şehir merkezlerini ele geçirip kontrol altına alarak” hükümetin devrilmesini talep etmeye çağırmıştı. Perşembe günü, İsrail’in aşırı sağcı Miras Bakanı Amichai Eliyahu, övünerek İsrailli ajanların İran’da faaliyette olduğunu açıkladı.

1953 yılında CIA ve Britanya’nın MI5 teşkilatının, İran’ın seçilmiş milliyetçi Başbakanı Musaddık’ı deviren darbeyi düzenlemesinde olduğu gibi, emperyalizm, İran burjuvazisi ve küçük burjuvazisinin bazı kesimleri aracılığıyla faaliyet gösteriyor. Bu kesimler arasında şüphesiz İslam Cumhuriyeti yönetiminin hoşnutsuz kesimleri de yer alıyor. Onlar, doğrudan emperyalizmin doğrudan ajanları olarak hareket ederek servetlerini ve ayrıcalıklarını korumaya çalışıyorlar.

Bu noktada gösterilerde baskın olan unsurlar, “Kalbim sadece İran için atıyor, Gazze için değil, Lübnan için değil!” şeklindeki öne çıkan protesto sloganında da örneklendiği gibi, ezilen kitlelerin içinde bulunduğu zor duruma son derece düşmanca yaklaşıyorlar. Protestocuların Afgan mültecileri hedef alması ve Pehlevi hanedanını giderek daha fazla sahiplenmesi de bunun bir örneğidir.

İslam Cumhuriyeti’nin kötü yönetimi ve İran içinde ve dışında “demokrasi” adına aşırı sağcı güçlerle birliğini savunan sahte solun yaydığı siyasi kafa karışıklığı nedeniyle, trajik bir şekilde, bazı işçiler ve öğrenciler de şüphesiz devam eden protestolara dahil oldular ve devlet baskısına maruz kaldılar. Ancak Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin daha önce açıkladığı gibi, “İran’daki herhangi bir ilerici eğilim, Trump’ın ‘desteğini’ derhal reddetmeli, ABD’nin yakında bir askerî harekât düzenleme tehdidini kınamalı ve İran ekonomisini boğan cezai yaptırımların derhal kaldırılmasını talep etmelidir.”

Tüm işaretler, protestoların emperyalizm yanlısı karakteri daha belirgin hale geldikçe, bunların İran toplumunun daha ayrıcalıklı kesimleriyle sınırlı kaldığını göstermektedir. Şah rejiminin hatırası, rejimin ABD emperyalizmine bağımlılığı, ülkenin servetini tekelleştirmesi ve dayandığı acımasız baskı, işçi sınıfının belleğinde hâlâ yerini korumaktadır.

Şu anda İran rejiminin “vahşetine” karşı “dehşet” ve “tiksinti” duyduklarını ilan eden emperyalistler, Gazze’de on binlerce Filistinli erkek, kadın ve çocuğun katledilmesinden ve tüm nüfusun Nazilerin yaptığı türde açlığa tabi tutulmasından etkilenmiyorlar. Bunlar, önce Biden ve şimdi Trump yönetiminde Washington’un tam desteği ve askeri yardımıyla, İsrail tarafından yapılıyor.

Tıpkı yılın başında Venezuela’da olduğu gibi, Trump yönetimi tamamen suçlu bir şekilde ve pervasızca hareket ediyor.

Bununla birlikte, Venezuela’ya yönelik saldırı ile İran’ı hedef alan rejim değişikliği operasyonu ve yaklaşan askeri saldırı arasında suçluluktan daha fazla bir bağ vardır. Bunlar, gelişmekte olan bir dünya savaşının parçalarıdır.

ABD, Çin ile askeri çatışmaya hazırlık olarak dünya üzerindeki petrol kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyor. Çin, günlük petrol tüketiminin yüzde 70’inden fazlasını ithal ediyor. Çeşitli tahminlere göre, 2025 yılında Çin’in toplam ithalatının yüzde 11’inden fazlasını İran, yüzde 3-4’ünü ise Venezuela oluşturuyor. İran petrolüne erişimin kesilmesi, Çin’in bağımsız sanayi altyapısı için önemli bir ekonomik ve stratejik şok olacaktır.

İşçilerin uyarılması gerekiyor: ABD emperyalizmi, İran’a karşı sonuçları öngörülemeyen yeni bir savaş başlatmanın eşiğindedir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ı tehdit ederken, “[Trump] bir şey yapacağını söylüyorsa, bunda ciddidir,” demişti. Trump, bir diktatör gibi yöneteceğini söylediği gibi, İran’a karşı askeri güç kullanacağına dair de defalarca yemin etmiştir.

Trump geçen hafta New York Times’a “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok,” dedi. Onu “durdurabilecek tek şey” kendi iradeymiş.

Doğrusu, onu durdurabilecek bir şey var: uluslararası işçi sınıfı. Trump İran’a savaş hazırlıkları yaparken, New York’ta 15.000 hemşire grevde. Bu, şehrin tarihindeki en büyük hemşire grevidir. Daha önce Fransa’da yüz binlerce kişi kemer sıkma politikalarına karşı greve çıktı. İtalya’da kasım ayında genel grev yapıldı. Belçika’da işçiler, ülkenin koalisyon hükümetine karşı iş bıraktı. Almanya’dan Birleşik Krallık’a ve Latin Amerika’ya kadar, kapitalizme ve savaşa karşı küresel bir hareketin nesnel koşulları ortaya çıkıyor.

WSWS’nin Yeni Yıl açıklamasında yazdığı gibi: “Egemen sınıf, 2026’nın nasıl bir yıl olmasını istediğini açıkça ortaya koymuştur: sınırsız askeri şiddetin hüküm sürdüğü bir yıl. Buna, 2026’yı sınıf mücadelesinin ve sosyalizm için kitlesel bir hareketin geliştiği bir yıl yaparak cevap verilmelidir.” Bu, işçi sınıfı içinde, Marksizmin ilkelerine dayanan ve sürekli devrim stratejisiyle donanmış yeni bir önderliğin inşa edilmesine bağlıdır. İşçi sınıfının siyasi bağımsızlığını sağlamak ve mücadelelerini sınırların ve kıtaların ötesinde birleştirmenin tek yolu budur.

Loading