Washington Post çarşamba günü, Trump yönetiminin İran’a karşı yürütülen savaşı finanse etmek için 200 milyar dolardan fazla kaynak arayışında olduğunu bildirdi.
Perşembe günü düzenlenen basın toplantısında bir muhabir, Savunma Bakanı Pete Hegseth’e “bu denli büyük bir paketin neden gerekli olduğunu” sordu. Hegseth yalnızca 200 milyar dolarlık rakamı doğrulamakla kalmadı; bu rakamın büyüyebileceğini de ima ederek “Bu rakam değişebilir,” dedi. “Kötü adamları öldürmenin bedeli var. Bu yüzden yapılanlar ve gelecekte yapmak zorunda kalabileceğimiz şeyler için gerekli finansmanın sağlandığından emin olmak amacıyla Kongre’ye gidiyoruz.”
Peki, yönetimin “gelecekte yapmak zorunda kalabileceği” bu belirsiz şeyler tam olarak nelerdir?
2003 yılında 150 bin Amerikan askerinin Irak’ı işgal ettiği dönemde Kongre, 51 milyar dolar ödenek ayırmıştı; bu rakam, Trump yönetiminin İran’a henüz tek bir kara askeri sokmadan talep ettiği miktarın yalnızca dörtte biriydi. 2007-2008 yıllarındaki tırmanma döneminin zirvesinde, yaklaşık 170 bin Amerikan askerinin ülkeyi işgal altında tuttuğu süreçte, savaşın yıllık maliyeti yaklaşık 144 milyar dolardı.
Gerçekte, 200 milyar dolar “gelecekte yapmak zorunda kalınabilecek şeyler” için değil; Beyaz Saray’ın bugün fiilen planladığı operasyonlar içindir. Bütçe talebi, yönetimin İran’a yönelik bir kara harekâtına hazırlandığı bir dönemde gündeme geldi. Bu süreçte Pasifik’ten 5 bin deniz piyadesi Ortadoğu’ya konuşlandırılırken, Wall Street Journal ve önde gelen Cumhuriyetçiler de Hark Adası ile Hürmüz Boğazı’nın ele geçirilmesi çağrısında bulunuyor.
Reuters çarşamba günü, Trump yönetiminin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ının merkezi olan Hark Adası’nı ele geçirmek amacıyla kara kuvvetleri konuşlandırmayı tartıştığını ve İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoklarını güvence altına almak için ayrıca ABD kuvvetleri görevlendirilmesini görüştüğünü aktardı. Bunlar, İran topraklarının istila ve işgal edilmesine yönelik operasyonel planlardır; işte bu nedenle yönetim, Irak işgalinin tek bir yılı için ayrılan ödenekten daha fazla para talep etmektedir.
Tıpkı ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısından önce aylarca süren planlama sürecinde olduğu gibi, kara işgali de savaşa ezici çoğunlukla karşı çıkan Amerikan halkından gizlice hazırlanmaktadır. Trump savaşı “günübirlik tur” olarak nitelendirdi. Başkan Yardımcısı JD Vance ise bunun bir “bataklığa” dönüşmeyeceğini vaat etti. 200 milyar dolarlık talebi doğruladığı aynı basın toplantısında Hegseth gazetecilere şunları söyledi: “Medya, bu çatışmanın yalnızca 19. gününde, sanki sonsuz bir uçuruma ya da Bitmeyen Savaş’a veya bir bataklığa doğru sürükleniyormuşuz gibi düşünmenizi istiyor. Bunun gerçekle yakından ilgisi yok.”
Oysa gerçekte yönetim, tüm bitmeyen savaşların en bitmeyenini planlıyor: 90 milyon nüfuslu bir ülkeye boyun eğdirmeyi ya da ülkeyi yok etmeyi hedefleyen, sonu belirsiz açık uçlu bir istila.
Yönetim, İran savaşını Çin’i —satın alma gücü paritesiyle dünyanın en büyük ekonomisini— teslim almaya yönelik daha kapsamlı bir seferin başlangıcı olarak görüyor. ABC’nin This Week programında eski Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Patrick McHenry’nin ifade ettiği gibi, Venezuela ve İran’daki savaşlar “dünyayı yeniden biçimlendirmeye yönelik ani hedefler”dir. McHenry şunları ekledi: “Venezuela, Amerikan enerji egemenliğine hizmet etti. İran meselesi bir ani hedefti... Buradaki sonuçlar, Çin söz konusu olduğunda başkanın elini güçlendirecek.”
200 milyar dolar, Kongre’nin 2026 mali yılı için halihazırda onayladığı 839 milyar dolarlık savunma bütçesinin —Amerikan tarihinin en büyük askeri bütçesinin— üzerine eklenen bir ek ödenektir. Onaylanması halinde, bu yılki doğrudan askeri harcamalar 1 trilyonu aşacaktır. ABD Başkanı Donald Trump, 2027 mali yılı için 1,5 trilyon dolarlık bir askeri bütçe talep etti; bu, yüzde 50’ye varan bir artış demektir.
Üstelik 200 milyar dolar, yalnızca yönetimin kabul etmeye razı olduğu rakamdır. 2002 yılında Bush’un baş ekonomi danışmanı Lawrence Lindsey, Irak savaşının 100 ila 200 milyar dolara mal olacağını tahmin ettiği için görevden alındı. Dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld bu rakamın “50 milyar doların altında” kalacağını söyledi. Dış tahminlerin 300 milyar dolara ulaştığı kendisine bildirildiğinde Rumsfeld “Saçmalık” yanıtını verdi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ise Kongre’ye Irak petrol gelirlerinin yeniden yapılanmayı karşılayacağı güvencesi verdi. Brown Üniversitesi’nin Savaşın Maliyetleri Projesi bugün gazilerin bakım giderleri, maluliyet ödemeleri ve borç faizleri de dahil edildiğinde gerçek maliyeti 8 trilyon doların üzerinde hesaplamaktadır.
Sürekli savaşlar, 2008 ve 2020 banka kurtarma operasyonlarıyla birleşince ABD borçlarında patlama yaşandı. Irak savaşından önce, 2000 yılında ulusal borç 5,7 trilyon dolardı. Irak’taki tırmanma ve 700 milyar dolarlık TARP banka kurtarma paketinin ardından 2010 yılında bu rakam 12,3 trilyona yükseldi. 2020’de borç 4,6 trilyon dolarlık COVID kurtarma paketlerinin ardından 27 trilyona ulaştı. Şimdiyse 39 trilyon dolardır; çeyrek yüzyıl öncesine kıyasla yaklaşık yedi kat artmış bir borç yükü söz konusudur.
Amerika Birleşik Devletleri’nin kredi notu, her seferinde askeri harcamalar ve her iki partinin de askeri bütçeyi kısma konusundaki isteksizliği gerekçe gösterilerek üç kez düşürüldü: Standard & Poor’s tarafından 2011’de, Fitch tarafından 2023’te ve Moody’s tarafından 2025’te. Vietnam Savaşı, Lyndon Johnson’ın “Büyük Toplum” programlarını yerle bir etti ve 1970’lerin enflasyonuna zemin hazırladı; egemen sınıf bu enflasyonu Volcker şokuyla kırdı: ücretleri düşürmek için yaygın işsizliğe başvurdu. Irak ve Afganistan savaşlarına ise zenginlere vergi indirimleri ve kamusal hizmetlerin tasfiyesi eşlik etti.
Trump’ın geçen temmuzda imzaladığı “Tek Büyük Güzel Yasa” önümüzdeki on yıl içinde Medicaid’den 1 trilyon dolar, Medicare’den 536 milyar dolar ve Tamamlayıcı Beslenme Yardım Programı (SNAP) aracılığıyla gıda yardımından 186 milyar dolar kesti; bu, Amerikan tarihinde gıda yardımlarında yapılmış en büyük kesintidir. 2026 mali yılı bütçesinde iç harcamalarda yüzde 22,6 kesinti yapıldı; Konut ve Kentsel Kalkınma Bakanlığı’nın (HUD) bütçesi yüzde 44, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) bütçesi yüzde 44 oranında kısılırken Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin (NIH) bütçesinden 18 milyar dolar düşürüldü. Buna karşın askeri bütçe yüzde 13 artırıldı.
Yönetim savaş için 200 milyar dolar talep ettiğini doğruladıktan yalnızca 24 saat sonra, postane bakanı Kongre’ye Amerika Birleşik Devletleri Posta Servisi’nin (USPS) ekim ayına kadar nakit sıkışıklığına düşebileceğini bildirdi; kurumun yalnızca 33 günlük operasyonu karşılayacak kadar, 8,2 milyar dolarlık rezervi kalmış durumda. USPS 500 binden fazla işçiyi istihdam etmektedir ve milyarlarca dolarlık emeklilik ve kıdem yükümlülükleri bulunmaktadır. Yapay olarak yaratılan bu iflas tehlikesi, söz konusu kaynakara el koymanın —işçilerin emeklilik birikimlerini alıp savaşa harcamanın— bir bahanesidir.
Medicare, Medicaid ve Sosyal Güvenlik ise trilyonlarca doları temsil etmektedir. Egemen sınıf bu programları el konulacak kaynaklar olarak görmektedir. Yönetim emekliliği ve sağlık hizmetlerini sosyal programlar olarak değil, teminat olarak görmektedir.
Trump ekonomik acı reçetenin geçici bir “sarsıntı” olacağını vaat etti. Ancak bu süreç haftalar içinde geçip gitmeyecek. Irak savaşının yaptığı gibi, işçi sınıfının yaşam standartlarında kalıcı bir gerileme anlamına gelecek.
Medicare, Medicaid, Sosyal Güvenlik, emeklilik hakları ve kamu hizmetlerini savunma mücadelesi, savaşa karşı mücadeleden ayrılamaz. Bunlar aynı mücadeledir. Yönetimin talep ettiği 200 milyar dolar, işçilerin hayatta kalmak için bağımlı olduğu programlardan alınan paradır.
Demokratlar, Trump’ın savaşlarını sistematik biçimde mümkün kılmıştır. Ocak ayında Trump, İran’a doğru büyük bir savaş filosunun hareket ettiğini duyururken, Kongre’deki önde gelen her bir Demokrat 839 milyar dolarlık askeri bütçe lehine oy verdi: Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Azınlık Başkanvekili Katherine Clark, Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer ve Azınlık Başkanvekili Dick Durbin, hepsi lehte oy kullandı. Demokratların savaşa yönelik eleştirileri usul sorunlarıyla sınırlıdır; ayrıca onlar ABD emperyalizminin Rusya ve Çin’i hedef almasını talep ediyorlar.
Muhalefet aşağıdan yükselmek zorundadır: ABD’deki, İran’daki, tüm Ortadoğu’daki ve dünyanın dört bir yanındaki işçilerden; her iki kapitalist partiden de bağımsız biçimde örgütlenmiş, sosyalist ve enternasyonalist bir programla donanmış ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ni (DEUK) işçi sınıfının devrimci önderliği olarak inşa etmek için mücadele eden işçilerden. Emperyalist savaşa karşı mücadele, onu doğuran kapitalist sisteme karşı mücadeledir.
