Bu 1 Mayıs’ı, emperyalist savaşın alevleri bölgeyi sararken, baskı ve sömürüye karşı işçi sınıfının yeniden sahneye çıktığı kritik bir dönemde kutluyoruz. Bir yanda onlarca yıllık bastırılmışlığı kırarak harekete geçmeye başlayan işçi sınıfı; diğer yanda bu hareketi daha filizlenmeden boğmaya çalışan egemen sınıf.
İŞÇİ SINIFI HAREKETE GEÇİYOR
Bağımsız işçi mücadeleleriyle dayanışmaya!
Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’daki direnişi, sınıf mücadelesini ülkenin gündemine yerleştirdi. Ankara halkının yanı sıra sanatçılar, akademisyenler, sağlık emekçileri ve diğer sektörlerden işçiler, Bağımsız Maden-İş’in önderlik ettiği madencilerle dayanışmalarını ilan ettiler. Hükümet ise buna biber gazı, polis ablukası ve gözaltılarla karşılık verdi.
28 Nisan’da madencilerin haklı taleplerini kabul ettirmesiyle sonuçlanan bu mücadele, gelişmekte olan bağımsız bir işçi hareketinin parçasıdır ve bu özünde küresel bir harekettir. Yıllarca devlet baskısıyla, sendika bürokrasisinin ihanetleriyle ve kimlik siyasetiyle bastırılmaya çalışılan sınıf mücadelesi, yeniden yüzeye çıkıyor. Bu yıl daha önce İzmir’deki Polyak madencileri jandarma barikatını yıkarak madene el koydular ve “işçilerin ülke yönetimine el koyması” gerekliliğini gündeme getirdiler. 5 bin kadar Migros depo işçisi polis baskısına boyun eğmeyerek fiili grevlerini sürdürdüler.
Gelişen bu hareket, emperyalist savaşa karşı çıkmak ve halkın acil sosyal ve demokratik özlemlerini karşılamak için harekete geçirilmesi gereken toplumsal güce işaret ediyor: uluslararası işçi sınıfı.
BASKI: KİME KARŞI VE NEDEN?
İşçi sınıfı tutsaklarına ve siyasi mahpuslara özgürlük!
1 Mayıs öncesi yapılan gözaltılar serbest bırakılsın!
Bağımsız işçi hareketinin önderleri hedef alınarak tüm işçi sınıfına gözdağı veriliyor. Bağımsız Maden-İş önderlerinden Başaran Aksu, tekrar tekrar gözaltına alındı ve bir süre tutuklu kaldı. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen grevci işçilere gerçekleri anlatan konuşması nedeniyle bir buçuk aydır hapiste. Akbelen Ormanı direnişçisi Esra Işık halen tutuklu. Bu baskı, muhalif gazetecileri, siyasetçileri, avukatları ve sendika temsilcilerini kapsayan daha geniş bir tutuklama dalgasının parçasıdır.
Bu baskının özellikle ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşının başlamasından sonra yoğunlaşması tesadüf değildir. Kendisi de savaşa hazırlanan Türkiye’deki egemen sınıf, savaşın tüm bedelini ödemesi istenen işçi sınıfının kendi çıkarları uğruna bağımsız harekete geçmesini hoş göremez.
Demokratik hakların ortadan kaldırılmasının ve diktatörlük inşasının esas hedefi, işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliğini daha filizlenmeden bastırmaktır. İşçi sınıfı, ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, gösteri yapma hakkı ve grev hakkı gibi temel anayasal hakları bile ortadan kaldıran bu saldırıya bağımsız bir toplumsal ve siyasi güç halinde karşı çıkmalı ve demokratik hakları savunmalıdır. Bu, Türkiye işçi sınıfının tarihi 1 Mayıs Alanı olan Taksim’in Anayasa Mahkemesi kararına rağmen keyfi olarak kapatılmasına karşı çıkmayı da içermelidir.
EMPERYALİST SAVAŞA VE SOYKIRIMA KARŞI
İran’a karşı savaşı durduralım!
Uluslararası işçi sınıfını savaşa karşı birleştirelim!
ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş, NATO destekli bir emperyalist saldırı savaşıdır. Bu saldırıda İran’da 376’sı çocuk 3.375 kişinin öldürüldüğü bildirilmiştir. İran’da 3 milyondan fazla insan ülke içinde yerinden edilmiştir. Okullar, hastaneler ve diğer sivil altyapının tahrip edilmesine artan yoksulluk ve işsizlik eklenmiştir. Savaş, bölge genelinde gıda güvencesizliğini artırmış ve bir su krizini tetiklemiştir. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırısı ve Gazze’deki soykırımı devam etmektedir.
Ankara, İran’da medeniyeti yok etmekle ve İran’ı Taş Devri’ne göndermekle tehdit eden Trump’a sessiz kalmakla yetinmemiştir. ABD’nin adını bile anmayan ve meşru müdafaa hakkını kullanan İran’ı kınayan Riyad bildirisini imzalayarak savaştaki tarafını açıkça ortaya koymuştur. Türkiye’deki üsler savaşın altyapısına hizmet etmekte; Azerbaycan petrolü halen Türkiye üzerinden İsrail’e gitmektedir. İran’a karşı savaşın başlamasının ardından NATO, İncirlik ve Kürecik üslerine Patriot sistemleri konuşlandırmıştır. Dahası, bu yılki NATO zirvesi temmuz ayında Ankara’da düzenlenecektir.
Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi iptal edilsin, Türkiye NATO’dan çıksın, NATO dağıtılsın ve militarizme ve savaşa harcanan tüm kaynaklar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tahsis edilsin!
Hükümet savaşın sorumluluğunu yalnızca İsrail’in üzerine yıkmaya çalışıyor. Gerçekte ise İsrail Siyonizmi, Amerikan emperyalizminin bölgedeki saldırı köpeği işlevini görmektedir. İran’a yönelik saldırıyı yalnızca bir İsrail savaşı olarak sunmak, ABD emperyalizmine ve Trump yönetimiyle işbirliğine kılıf sağlamaktan başka bir şey değildir. Egemen sınıfın emperyalizme askeri-stratejik ve mali bağımlılığının bir ürünü olan bu işbirlikçi tutum ile işçi sınıfının tutumu birbirine taban tabana zıttır. Anketlere göre Türkiye nüfusunun yüzde 90’dan fazlası İran’a yönelik haksız savaşa ve Türkiye’deki ABD üslerine karşıdır.
ABD’nin Ortadoğu’daki tüm silahlı kuvvetleri geri çekilsin ve Türkiye’dekiler dahil askeri üsler kapatılsın!
DÜZEN PARTİLERİNE VE SENDİKAL BÜROKRASİYE KARŞI
Kendisi de yargı aracılığıyla baskı altında olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) “işçi dostu” söylemleri kimseyi aldatmamalıdır. Kendi yönetimindeki belediyelerde işçilere sefalet ücreti dayatan, grevleri kıran bu parti, NATO’ya sunduğu Eylül 2025 raporunda İran’ı istikrarsızlığın kaynağı ilan ederek NATO’nun Ortadoğu’ya genişlemesini savunmuştur. CHP’nin Avrupa’daki sosyal demokrat müttefiklerinin sicili emperyalist savaş, sosyal kesinti ve demokratik hak gaspıyla doludur.
Aynı şekilde, Doruk Madencilik işçilerinin direnişini desteklemek veya sınıf savaşı tutsaklarını savunmak için örgütlü güçlerini harekete geçirmek şöyle dursun bunları görmezden gelen sendika bürokrasileri, devrimci bir işçi hareketinin önünde engeldir.
Bu engeli aşmak için her fabrikada, her madende, her mahallede ve her okulda bağımsız taban komiteleri inşa edilmeli ve bunlar Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) aracılığıyla sınırların ötesinde birleştirilmelidir. İşçiler ancak küresel bir stratejiyle karşı konulabilecek küresel bir kapitalist saldırıyla karşı karşıyadır.
DEMOKRATİK HAKLAR VE SÜREKLİ DEVRİM
Kürt halkının demokratik hakları tanınsın!
Barış ve demokrasi için Ortadoğu Sosyalist Federasyonu!
Bu koşullarda hükümete “barış ve demokratikleşme” adımları atma ve Kürt sorununu çözme çağrısı yapmanın bir aldatmaca olduğu açıktır. Ankara ile PKK arasındaki müzakerelerin amacı, Kürt halkının meşru demokratik taleplerini karşılamak değildir. Amaç; Türk ve Kürt burjuvazisinin ABD ile uyum içinde bir anlaşmaya varmasını ve içeride işçi sınıfının kontrol altına alınmasını sağlamaktır.
Emperyalizm altında bir “demokratik barış” sağlama iddiası başlı başlına yanlıştır. Lenin, 1915’te şöyle yazmıştı:
Pasifizm, yani soyut barış propagandası, işçi sınıfını uyutmanın bir yoludur. Kapitalizmde ve özellikle de emperyalizm aşamasında savaşlar kaçınılmazdır. … bir dizi devrim olmadan sözde demokratik bir barışın gerçekleştirilebileceği düşüncesi kökten yanlıştır. [1]
Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ta Kürt halkının demokratik haklarının tanınması uğruna mücadelenin öznesi şu ya da bu emperyalist güç ya da burjuva hükümet değil, işçi sınıfıdır. İşçiler, ezilen uluslardan kardeşlerinin demokratik haklarını savunmadan sosyalizm uğruna mücadeleyi ilerletemezler. Bu mücadelede Kürt, Türk, Arap, Fars, Yahudi ve diğer milliyetlerden işçilerin müttefiki, ABD, Avrupa ve uluslararası işçi sınıfıdır.
Lev Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’nde açıkladığı gibi, tamamlanmamış tüm demokratik görevlerin yerine getirilmesi ve emperyalizme karşı mücadele ancak işçi sınıfı önderliğinde gerçekleştirilebilir. Bu, Ortadoğu Sosyalist Federasyonu uğruna mücadele demektir. Dünya sosyalist devrimi uğruna kavganın bir parçası olan bu mücadelenin başarısı, işçi sınıfının devrimci önderliğinin inşasına bağlıdır. Bu önderlik, 1938’de Troçki tarafından kurulan ve bugün Uluslararası Komite’nin önderlik ettiği Dördüncü Enternasyonal’dir.
SOSYALİST EŞİTLİK PARTİSİ’NE KATILIN
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Haziran 2025’te Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Türkiye şubesi olarak kurulması, bu mücadelede ileriye doğru atılan önemli bir adımı temsil etmektedir. Bu, Türkiye’de ilk kez Troçkizmin enternasyonalist programı ve ilkeleri temelinde bir partinin kurulmasını simgelemektedir. Aradan geçen bir yıl, DEUK’un Türkiye’nin küresel jeopolitik ve sınıf mücadelesi açısından kritik konumuna ve ülkenin çok uluslu proletaryasının kapitalizm ve emperyalizme karşı küresel mücadeledeki potansiyeline yaptığı vurguyu doğrulamıştır.
Bu 1 Mayıs’ta sizleri dünya sosyalist devrimi uğruna mücadele etmek üzere Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılmaya çağırıyoruz.
***
2026 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’na katılın!
DEUK ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, 1 Mayıs Cuma saat 22:00’de, faşizme, diktatörlüğe ve savaşa karşı mücadelede dünyanın dört bir yanından işçileri bir araya getiren yıllık Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nı düzenleyecek. Türkçe altyazılı olan etkinlik wsws.org/mayday adresinden yayınlanacak. Dünyanın dört bir yanından sosyalist liderlerin konuşma yapacağı bu toplantıyı izlemek için hemen kaydolun!
*
Dipnot
[1] Vladimir İ. Lenin, “RSDİP Yurtdışı Seksiyonları Konferans Kararları”, Yenilgicilik ve Enternasyonalizm içinde (İstanbul: Agora Kitaplığı, 2009), s. 73. Çeviren: Ferit Burak Aydar.
