Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ve mülakat mağduru öğretmenler, taban maaş uygulamasının geri getirilmesi ve atama mağduriyetinin giderilmesi talepleriyle 14 Temmuz Salı günü yeniden Ankara’da bir araya geldi. Demokratik haklarını kullanan öğretmenler 16 Temmuz Perşembe günü şiddetli bir polis saldırısına uğradı; 52 öğretmen gözaltına alındı.
Salı günü Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın (Öğretmen Sendikası) Ankara’daki binası önünde toplanan yaklaşık 100 öğretmen bir basın açıklaması yaptı. Polis ablukasına alınan öğretmenler Madenci Anıtı’na yürüdüler ve “Patronların [Milli Eğitim] Bakanı Yusuf Tekin istifa” sloganları attılar. Öğretmenler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) toplanan Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda taleplerinin ele alınmasını istediler ve yalnızca kendi hakları için değil, “kamusal ve nitelikli eğitim için ses yükselttiklerini” belirttiler. 2024-2025 dönemi resmi rakamlarına göre özel okullarda çalışan yaklaşık 180 bin öğretmen var; ataması yapılmayan öğretmen sayısının 600 bini geçtiği tahmin ediliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP) Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan başkanlığında toplanan komisyonda, 28 maddeden oluşan bir kanun teklifi görüşüldü. Ancak öğretmenlerin talepleri komisyonun gündeminde yer almadı. Buna karşılık, Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki torba kanun teklifinde özel öğretim kurumlarında görev yapacak öğretmenlerin istihdamına ilişkin bir düzenleme bulunuyor: devlet okullarında zorunlu olan Millî Eğitim Akademisi hazırlık eğitimi şartı özel öğretim kurumları için kaldırılıyor, yani özel okullara ucuz ve hızlı öğretmen arzı kolaylaştırılıyor.
Taban maaş uygulamasının yeniden hayata geçirilmesine engel teşkil eden kurumlardan birinin Hazine ve Maliye Bakanlığı olduğunu belirten öğretmenler perşembe günü bakanlık önünde bir basın açıklaması düzenlediler. Ardından Millî Eğitim Bakanlığı önüne yürümek isteyen öğretmenlere polis saldırdı. Sendika Genel Başkanı Eren Edebali ters kelepçeyle, Genel Sekreter Ozan Fındık ve Örgütlenme Sekreteri Hüseyin Aksoy ile birlikte gözaltına alındı. Eyleme destek veren anneler de darp edilip gözaltına alındı; alanda öğretmenlerin çocukları da vardı. Öğretmenler yerlerde sürüklenirken, hiçbir sendika konfederasyonu öğretmenleri savunmak için eylem çağrısı yapmadı ve milyonlarca üyesini harekete geçirmeye çalışmadı.
Gözaltına alınan 52 öğretmen, kamuoyu tepkisi ve İzmir’den İstanbul’a uzanan dayanışma eylemlerinin ardından akşam saatlerinde serbest bırakıldı. Öğretmenler Kızılay’daki sendika binası önünde “Mücadele dersini öğretmenler veriyor” sloganlarıyla karşılandı.
Bu saldırı, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde uygulanan fiili olağanüstü halin kalıcı hale getirildiğini gösteriyor. Zirve öncesinde ülke genelinde 1000’e yakın kişi hukuksuzca evleri basılarak gözaltına alınmış, 200’den fazlası tutuklanmıştı. Avukatlar, halen hapiste olan siyasi tutsakların kötü muamele gördüklerini bildiriyor.
Öğretmenler Ankara’da 14 Haziran’da bir eylem başlatmış ve defalarca polis saldırısına uğramışlardı. Açlık grevine giden öğretmenler, Erdoğan hükümetinin NATO Zirvesi için aldığı olağanüstü önlemler ve tutuklama tehditleri nedeniyle 27 Haziran’da eylemlerine ara vermişlerdi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, öğretmenlerin taleplerini “kaynak yok” diyerek reddediyor. Gerçekte ise hükümetin bütçesi ve harcamaları, emperyalizme göbekten bağlı olan kapitalist sınıfın çıkarlarına göre biçimleniyor.
Zirvede daha fazla silahlanma ve emperyalist saldırganlığın tırmandırılması konusunda mutabakat sağlandı. Zirvenin ardından Türkiye, 2027’de faaliyete geçmesi beklenen Kanada merkezli Savunma Güvenliği ve Dayanıklılık Bankası’na kurucu üye olarak katılacağını resmen bildirdi. NATO’nun savaş güçlerini artırmak için yaklaşık 134 milyar ABD doları finansman sağlayacağı belirtilen bankaya, Türkiye dahil dokuz ülke destek taahhüdünde bulundu. SIPRI’nin Nisan 2026 raporuna göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 7,2 artarak 30 milyar dolara ulaştı; artış 2016’ya kıyasla yüzde 94. Sadece NATO Zirvesi hazırlıkları için 11 milyar liradan fazla harcandığı bildirildi.
Aynı günlerde şirketlere kaynak aktarılmaya devam edildi. Kısa süre önce imalat ve ziraat şirketlerinin kurumlar vergisi yüzde 25’ten yüzde 12,5’e indirildi; turizm şirketlerine sigortalı işçi başına aylık 3.500 lira prim desteği getirildi; imalat sanayisine teşvikleri 2028’e kadar uzatmak için 188 milyar lira ayrılıyor. Aynı anda öğretmenlere, emeklilere ve işçi sınıfının diğer kesimlerine “para yok” deniyor.
Hükümet yanlısı Türk-İş konfederasyonunun Haziran 2026 hesaplamasına göre, dört kişilik bir ailenin aylık asgari gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35.759 liraya yükselmiş durumda — özel sektör öğretmenlerinin büyük bölümünün aldığı 28 bin liralık asgari ücretin çok üzerinde. Aynı “bütçe yok” iddiasıyla, en düşük emekli aylığının 20 bin liradan 23.552 liraya yükseltilmesi öngörülüyor; bu rakam son derece yetersiz asgari ücretin bile 4.448 lira altındadır. Savaş bütçelerinin artırılması, her yerde, sağlık, eğitim ve emeklilik aylığı dahil sosyal harcamalarda kesintilerle el ele gidiyor. Yurt dışındaki savaşa, içeride işçi sınıfının sosyal ve demokratik haklarına yönelik bir savaş eşlik ediyor.
Öğretmenler 15 Temmuz’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) önünde bir basın açıklaması yaptılar. Bu, sendikanın eğitim patronlarının örgütlerini hedef alan eylemlerinin sonuncusuydu. Öğretmenler 30 Haziran’da, iki binden fazla özel öğretim kurumunu temsil eden Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) önünde toplanmış; 3 Temmuz’da ise Samsun’da Çözüm Eğitim Kurumları’nın önüne yürümüşlerdi.
Bu eylemler, öğretmenlerin karşısındaki cephenin gerçek yapısını gösteriyor. TOBB çatısı altındaki Türkiye Eğitim Meclisi’nin başkanı, Sınav Eğitim Kurumları’nın sahibi Metin Özer; Millî Eğitim Bakanları bu meclisin toplantılarına katılıyor. TÖDER Başkanı ve Final Eğitim Kurumları’nın sahibi İbrahim Taşel ile Çözüm Eğitim Kurumları’nın sahibi Ahmet Akça ise Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyesi. Sendikanın 30 Haziran’daki TÖDER eyleminde belirttiği gibi: “Özel okul patronları sadece birer işveren değil; kendi kurdukları derneklerle doğrudan eğitim politikalarını belirleyen mekanizmaların içinde yer alıyorlar.”
Taban maaş uygulamasını kaldırarak öğretmenlerin ücretlerini fiilen asgari ücrete çeken 2014 tarihli yasa değişikliğinden kâr edenler, işte bu kurullarda oturmaktadır. Sendika 3 Temmuz’da, öğretmenlerin “yasa dışı şekilde 10 aylık sözleşmelerle” çalıştırıldığını belirterek belirsiz süreli sözleşmeye geçilmesi talebini de dile getirmişti. Sendikanın TOBB önünde söylediği gibi, “Güvencesizlik artık istisna değil, sistem hâline getirildi.”
Ancak bu doğru teşhis, sendikanın perspektifinin açmazını da sergiliyor. Öğretmen Sendikası’nın Örgütlenme Sekreteri Hüseyin Aksoy 3 Temmuz’da Samsun’da, aynı zamanda ÖZDER Genel Başkanı ve Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi olan Ahmet Akça’ya seslenerek şöyle dedi: “Ahmet Akça ‘Öğretmenler taban maaş almalıdır’ dese bu mesele çözülecek… Burada öğretmenden yana tavır almak zorundasınız. Yetkiniz, gücünüz ve ilişkileriniz var.”
Öğretmenlerin emek gücünün ucuzlatılmasından ve özlük haklarının kaldırılmasından doğrudan kâr eden bir patrondan öğretmenlerin yanında yer almasını beklemek, sorunun kaynağından çözüm ummaktır. Erdoğan’ın 2023 seçimleri öncesinde verdiği mülakat vaadinin ve 2025’te TBMM önündeki direnişe verilen sözlerin akıbeti de aynı dersi veriyor: hükümete, düzen partilerine ya da patron örgütlerine seslenerek kalıcı kazanım elde etmek mümkün değildir. Sorun, toplumun diğer temel ihtiyaçları için olduğu gibi kamusal eğitimin de kapitalist kâr birikimine tabi kılınmasıdır ve bunun bu sosyoekonomik sistem içinde bir çözümü bulunmamaktadır.
Öğretmenlerin mücadelesi, ancak eğitim emekçilerinin kamu ve özel bölünmesini aşan, işçi sınıfının diğer kesimlerini ve öğrencileri de kapsayan bir mücadeleye doğru geliştirilmesiyle ilerleyebilir. Bunun aracı, her okulda ve işyerinde inşa edilecek taban komiteleridir.
Dünya Sosyalist Web Sitesi, kamu ve özel sektördeki öğretmenleri Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) çatısı altında birleşmeye ve şu talepleri öne sürmeye çağırıyor:
• Bilimsel, nitelikli, anadilinde ve ücretsiz bir eğitim sistemi için tüm özel okullar kamulaştırılsın!
• Özel okullarda çalışan tüm eğitim emekçileri ve atanmayan öğretmenler kamuda tam ücret ve özlük haklarıyla, güvenceli olarak istihdam edilsin!
• Kaynaklar savaşa ve şirketlere değil, eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, depremlere hazırlık ve diğer acil sosyal ihtiyaçlar için kullanılsın!
• Bu talepler için tüm okullarda ve iş yerlerinde bağımsız taban komiteleri inşa edelim; işçi sınıfının diğer kesimleri ve öğrencilerle ortak mücadele kanalları kuralım!
• Tüm sektörü kapsayan bir iş bırakma eylemi dahil olmak üzere mücadeleyi genişletmek için hazırlık yapalım!
• Demokratik hakların çiğnenmesine ve emperyalist savaşa karşı çıkalım! Gözaltına alınan öğretmenler hakkındaki soruşturmalar düşürülsün, tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın!
