Sosyalist Eşitlik Partisi (Avustralya) 8. Ulusal Kongresi’ni düzenledi

Sosyalist Eşitlik Partisi (Avustralya), iki yılda bir düzenlenen sekizinci Ulusal Kongresi’ni 26–29 Eylül tarihleri arasında topladı. Kongre, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu temel sorunlara ilişkin sosyalist ve enternasyonalist bir perspektif ortaya koyan beş kararı kabul etti ve bu program uğruna mücadeleye öncülük edecek liderliği seçti.

Kongre baştan sona uluslararası bir nitelik taşıyordu. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) şubelerinin düzenlediği bir dizi kongre sürecinde toplanan Kongre, dünya Troçkist hareketinin küresel kapitalizmin benzeri görülmemiş krizine yanıt olarak geliştirdiği devrimci stratejiye kendisini dayandırdı ve aynı zamanda bu stratejinin bir parçasını oluşturdu.

Dört gün süren yoğun tartışmalar, DEUK’un önde gelen üyelerinin katılımıyla zenginleşti. ABD, Britanya, Almanya, Sri Lanka ve Türkiye’deki Sosyalist Eşitlik Partileri ve yeni kurulan Kanada SEP Kongre’ye selamlama mesajları gönderdi. Ayrıca Brezilya ve Yeni Zelanda’daki Sosyalist Eşitlik Grupları’ndan da mesajlar geldi.

SEP’in (Avustralya) yeni üyeleri de dâhil olmak üzere katılım ve ilgi yüksek düzeydeydi. Katılımcılar arasında, partinin işçi sınıfının kilit kesimlerindeki müdahalesini geliştirmekten söz eden çok sayıda sanayi işçisi ile SEP’in gençlik örgütü Toplumsal Eşitlik için Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE) aracılığıyla siyasi faaliyete katılan gençler de vardı.

SEP ulusal sekreteri Cheryl Crisp, ayrıntılı açılış raporunda Kongre’yi uluslararası ve tarihsel bağlamına yerleştirdi.

Crisp, “Dünya kapitalizminin krizinin yeni ve kıyaslanamayacak ölçüde daha tehlikeli bir aşamaya girdiği tarihsel bir anda toplanıyoruz,” dedi.

“Yeni bir dünya savaşı gelecekteki bir tehlike değil, bugünün gerçeğidir; dünyanın dört bir yanına metastaz yaparak yayılıyor, şimdiden çok sayıda cephe alev almış durumda ve nükleer bir felaket tehdidi taşıyor. Siyasi yorumcular ve gazeteciler bu ihtimali kabul ediyor ve bir zamanlar düşünülemez olan şu soruyu soruyor: Şimdiden Üçüncü Dünya Savaşı’nın içinde miyiz?”

Avustralya İşçi Partisi hükümetinin tam destek verdiği, ABD öncülüğünde İran’a karşı yürütülen bütünüyle suç niteliğindeki savaş niteliksel bir dönüm noktası oldu. Crisp, bunun, Stalinist bürokrasinin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasıyla açılan 35 yıllık dönemin doruk noktası olduğunu açıkladı. Amerikan emperyalizminin ekonomik gerilemesini telafi etmek için sürekli savaşlara başvurması, her şeyden önce Rusya ve Çin’i hedef alan küresel bir çatışmaya dönüşüyordu.

Crisp, tüm emperyalist güçlerin tarihin en büyük silahlanma programlarıyla dünyanın bu yeni paylaşımına katıldığını ayrıntılarıyla ortaya koydu ve bunun kökeninde, muazzam teknolojik gelişme ile üretken yatırımlardaki çöküş arasındaki çelişkide ifadesini bulan kapitalizmin temel çelişkilerinin yattığını gösterdi.

Egemen seçkinlerin ve onların tüm siyasi temsilcilerinin programı, onları işçi sınıfıyla çatışmaya sürüklüyordu. Crisp, dünyanın her yerinde işçilerin ve gençlerin siyasi radikalleşmesine dikkat çekti; bu radikalleşme grev eylemlerindeki yükselişte, Gazze’deki soykırıma ve savaşa karşı yaygın düşmanlıkta ve işçiler ile gençler arasında sosyalizme yönelik artan ilgide kendini gösteriyordu.

Bütün bunlar, DEUK’un on yılın başında ortaya koyduğu ve 2020’leri “sosyalist devrim on yılı” olarak nitelendiren perspektifin doğrulanmasıydı. Crisp, bunun bir vaat olmadığını, bilimsel bir değerlendirme olduğunu vurguladı; bu değerlendirme, durumun keskin bir şekilde değiştiğini ve şoklarla, altüst oluşlarla dolu bir dönemin başladığını ortaya koyuyordu. O zamandan bu yana dünya, COVID pandemisinden Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürütülen ABD-NATO savaşına, İran’a yönelik saldırıdan dünyanın dört bir yanındaki işçilerin karşı karşıya olduğu devasa toplumsal krize ve hayat pahalılığına kadar bu tür altüst oluşlarla sarsıldı.

Avustralya’yı küresel siyasetin fırtınalarından korunmuş “şanslı bir ülke” olarak gösteren Avustralya istisnacılığı safsataları kesin biçimde çürütülmüştür. Crisp, İşçi Partisi hükümetinin sürmekte olan küresel savaşın aktif bir katılımcısı olduğunu ve işçi sınıfının toplumsal ve demokratik haklarına yönelik devasa bir saldırı yürüttüğünü belirtti. Hükümet bunu, istikrarlı kitle tabanını yitirmiş olan iki partili sistemin giderek hızlanan krizi koşullarında yapıyordu.

Bu bağlamda Crisp, İşçi Partisi’nin Avustralya tarihi boyunca burjuva egemenliğinin başlıca partisi olarak oynadığı belirleyici rolü ayrıntılı biçimde özetledi. Lenin’in 1920’de İşçi Partisi’ni “işçileri sistematik olarak kandırmak için var olan bir burjuvazi örgütü” olarak nitelendirdiği sert tanımlamayı hatırlattı. Crisp, İşçi Partisi’nin, dünya savaşları ile Hawke ve Keating hükümetlerinin işçi sınıfına karşı başlattığı saldırı da dâhil olmak üzere kilit siyasi dönüm noktalarındaki rolünün izini sürdü. Dolayısıyla İşçi Partisi’nin krizi, muazzam sonuçlar doğuracak bir kapitalist egemenlik kriziydi.

“Ancak nesnel koşullar kendiliğinden sosyalist bilinç üretmez; radikalleşmiş bir işçi sınıfı da iktidara giden yolu kendiliğinden bulamaz.” Belirleyici mesele, Troçkist hareketin her türlü ulusal oportünizme karşı on yıllardır sürdürdüğü sosyalist enternasyonalizm savunusuna dayanan ve işçi sınıfına sosyalist bir perspektif kazandıran bir partinin etkin müdahalesiydi.

Kongre’nin kabul ettiği “Sosyalizm ve savaşa karşı mücadele” başlıklı ilk kararı, SEP’in kıdemli liderlerinden Peter Symonds sundu.

Karar ve Symonds’un konuşması, Hint-Pasifik’teki muazzam militaristleşmeyi küresel savaş bağlamına yerleştirdi. Karar şu uyarıda bulunuyor: “ABD ve müttefikleri henüz Çin’e karşı askerî bir saldırı başlatmamış olsa da Çin, şimdiden süren savaşların dolaylı hedefi ve Trump yönetiminin küresel ticaret savaşının merkezi hedefidir. Hint-Pasifik bölgesinde, iki dünya savaşının dehşetini gölgede bırakacak ve insanlığın geleceğini tehdit edecek yıkıcı bir savaşın tüm koşulları oluşmuş durumdadır.”

Karar, İşçi Partisi hükümetinin, Avustralya’yı böyle bir savaş için bir harekât üssüne dönüştürme sürecini tamamlamadaki rolünü ayrıntılarıyla ortaya koydu. Buna İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avustralya ordusunda gerçekleştirilen en büyük yığınak ve ABD’nin üs düzenlemelerinin benzeri görülmemiş biçimde genişletilmesi de dahildir. İşçi Partisi’nin Gazze soykırımına, İran’a karşı savaşa, ABD-NATO’nun Rusya ile çatışmasına verdiği aktif destek ve savaş karşıtı duyguları bastırması, Çin’e karşı savaşa bağlılığından ayrı düşünülemezdi.

Kararın sonuç bölümü, işçi sınıfına dayanan bir savaş karşıtı hareketin inşasının siyasi temellerini ortaya koydu. Karar, sahte solun protesto siyasetini ve Rusya ile Çin’i emperyalist güçler olarak nitelendiren yanlış ve siyasi açıdan gerici tanımlamalarını reddetti; savaşa tek bir mesele temelinde karşı çıkılamayacağını, kapitalizmin ortadan kaldırılmasının acil bir zorunluluk olarak ortaya konması gerektiğini vurguladı.

SEP Ulusal Komitesi üyesi Oscar Grenfell’in sunduğu ikinci karar, Avustralya’daki iki partili sistemin krizini ayrıntılı biçimde ele aldı.

Karar, İşçi Partisi’nin tarihsel rolünü ve aşırı sağcı One Nation partisinin hızlı yükselişinin anlamını kapsamlı biçimde çözümledi. One Nation’ın öne çıkması, emekçiler arasında sağa doğru bir kaymayı ifade etmiyordu. Tersine One Nation, egemen seçkinlerin bazı kesimleri tarafından işçi sınıfına karşı bir koçbaşı olarak aktif biçimde desteklenmişti. Parti ayrıca, İşçi Partisi’nin iş dünyası yanlısı politikalarının ve şirketleşmiş sendika bürokrasisinin yol açtığı yaygın toplumsal hoşnutsuzluktan da yararlanabilmişti.

Karar, One Nation’ın yükselişinden işçi sınıfını sorumlu tutan ve ardından bu yükselişi, İşçi Partisi, sendikalar ve Yeşiller gibi tam da bu durumdan sorumlu olan güçlere verdikleri desteği meşrulaştırmak için kullanan sahte sol grupların çizgisine karşı çıktı ve onu teşhir etti. Durumun keskin biçimde değiştiği koşullarda siyasi krizin seyrinin büyük ölçüde SEP’in işçi sınıfı içindeki müdahalesiyle belirleneceğini vurguladı.

Bu, SEP ulusal sekreter yardımcısı Max Boddy’nin sunduğu üçüncü kararın konusuydu. Karar, bölgesel ve uluslararası düzeydeki daha geniş bir yükselişin parçası olarak Avustralya’nın 2013’ten bu yana en yüksek grev eylemi düzeyine tanık olduğunu belgeledi. Şirket medyası bu gerçeği sistematik biçimde karartmaktadır.

Karar, Victoria eyaletindeki öğretmenlerin toplu iş uyuşmazlığı da dâhil olmak üzere bu mücadelelerin bazı kilit deneyimlerini ele aldı. Bu uyuşmazlık, diğer birçok mücadeleyle birlikte, işçi sınıfının on yıllardır muhalefeti bastıran İşçi Partisi ve sendika bürokrasileriyle karşı karşıya geldiğini açıkça ortaya koyuyordu.

Ancak karar, bu tür mücadelelerin ancak yeni bir siyasi ve örgütsel liderlik sağlanması hâlinde ileriye taşınabileceğini vurguladı. DEUK’un girişimiyle kurulan Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ) önemi de buradadır. İttifakın amacı, eski bürokrasilere karşı bir isyan içinde, her ülkedeki ve her sektördeki işçilerin taban komiteleri kurmasını koordine etmek ve bu mücadeleyi sosyalist bir perspektife bağlamaktır.

Dördüncü karar, geçen ağustos ayında Ukrayna’da 15 yıl hapis cezasına çarptırılan genç Troçkist lider Bogdan Syrotiuk’un davasını ele aldı. Kararı sunan, uzun süredir Ulusal Komite üyesi olan Mike Head, mahkûmiyetin komplo niteliğini teşhir etti: Mahkûmiyet, yalnızca Syrotiuk’un WSWS için yazdığı ve tüm hükümetlere ve savaşa karşı Ukraynalı ve Rus işçilerin birliği çağrısında bulunduğu makalelere dayanıyordu.

Karar, Syrotiuk’un yargılanmasının sosyalist enternasyonalizmi suç hâline getirme girişiminden başka bir şey olmadığı uyarısında bulundu ve onun özgürlüğü için mücadeleyi, demokratik hakların küresel düzeyde savunulmasının vazgeçilmez bir bileşeni olarak üstlendi.

Kongre, ABD’deki SEP’in yapay zekânın rolü ve sonuçları üzerine kabul ettiği kararı kendi kararı olarak benimsedi. Kararı sunan SEP Ulusal Komitesi üyesi ve IYSSE’nin lideri Evrim Yazgın, yeni teknolojinin çelişkili karakterini açıkladı. Bu teknoloji insanlığın potansiyel kapasitelerinde muazzam bir ilerlemeyi temsil ediyordu; ancak benzer tüm gelişmelerde olduğu gibi, kapitalizm altında savaşı, baskıyı ve sömürüyü yoğunlaştırmak için kullanılacaktı.

Bu durum, yapay zekâyı hangi sınıfın denetlediği gibi can alıcı bir meseleyi gündeme getiriyordu. Yazgın, DEUK’un, işçi sınıfını sosyalist siyaset konusunda eğitmek amacıyla Sosyalizm AI’ı kurarak yeni teknolojiyi yaratıcı biçimde sahiplenmesinin önemini vurguladı.

Bütün kararlar üzerinde canlı bir tartışma yaşandı; delegeler çeşitli konularda söz aldı ve kararlar oybirliğiyle kabul edilmeden önce bunlara çeşitli eklemeler önerdi.

Kongre, parti üyeliğinin geniş bir kesimini temsil eden yeni bir Ulusal Komite seçti. Ulusal Komite’de Crisp gibi kurucu üyeler, on yıllardır liderlik görevi yürüten diğer isimler, sonraki yıllarda Troçkizme kazanılanlar ve yeni siyasi ve örgütsel sorumluluklar üstlenen, giderek büyüyen bir genç üye katmanı yer alıyor.

Crisp ulusal sekreter olarak yeniden seçildi; Max Boddy de ulusal sekreter yardımcısı oldu. Uzun süredir ulusal editör olan Peter Symonds’a eş editör olarak Oscar Grenfell katıldı.

Crisp kapanış konuşmasında, Kongre’de tartışılan perspektifin ve programın işçi sınıfının olabildiğince geniş kesimlerine taşınmasının gerekliliğini vurguladı. Parti, tümü sosyalist bilincin geliştirilmesine ve işçilerle gençlerin toplumun devrimci dönüşümü perspektifine kazanılmasına yönelik bir dizi iddialı müdahale hazırlıyor.

Loading