Artan toplumsal eşitsizlik ve işçi sınıfı içinde büyüyen hoşnutsuzluk koşullarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin siyasi ve toplumsal muhalefete yönelik tutuklama ve baskı dalgası devam ediyor. Bu tırmanış en başta işçi sınıfını ve geriye kalan temel demokratik hakları hedef alıyor.
17 Şubat’ta tutuklanan bağımsız taban sendikası Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen hakkında yeni bir soruşturma daha başlatıldı. Türkmen, hükümetin, tekstil sanayisi merkezi olan Gaziantep’teki fiili grev dalgasını bastırma çabalarının bir parçası olarak tutuklanmıştı. Tutuklama, tekstil işçilerinden madencilere ve metal işçilerine kadar işçi sınıfının çeşitli kesimlerinin artan fiili grev ve direnişlerinin ortasında geldi.
Şubat ayı başında şehirde bulunan Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde yirmiyi aşkın fabrikada işçiler düşük ücret zammı dayatmasına karşı protestolara başlamış ve iş bırakmıştı. Gaziantep Valiliği, 13 Şubat’ta, grevlerin bölge ve ülke genelinde bir işçi hareketini tetikleyeceği endişesi ile Anayasa’ya aykırı biçimde il genelinde 15 günlük bir “eylem yasağı” kararı alarak işyerleri önündeki direniş çadırlarını kaldırttı. Türkmen de iki kere gözaltına alındıktan sonra 17 Şubat’ta “Suç işlemeye tahrik” ve “İş ve çalışma yaşamının ihlali” gibi asılsız iddialarla tutuklandı.
Başpınar işçilerinin fiili grev ve protestoları yasak ve baskılar nedeniyle sınırlı bir şekilde de olsa devam ediyor ve işçiler yasağın bitmesi ile hem hakları için hem de hapisteki Türkmen’in özgürlüğü için mücadeleye devam edeceklerini belirtiyorlar. Ancak işçiler yasağın sonra ermesiyle üzerlerindeki baskıların biteceği yanılsamasına kapılmamalı.
Nitekim, Türkmen’in tutuklanmasının keyfiliği ve anayasaya aykırı karakteri o kadar açık ki, onu hapiste tutmaya devam etmek için yeni bir soruşturmaya ihtiyaç duyulmuş gibi görünüyor. BİRTEK-SEN tarafından yapılan açıklamada Türkmen hakkında 14 Şubat tarihinde yaptığı basın açıklaması sebebiyle “Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamasıyla yeni bir soruşturma başlatıldığı ifade edildi.
BİRTEK-SEN X’te yaptığı açıklamada, “Hiçbir şekilde şiddete başvurmadan iş bırakan işçilerin eylemini yasaklayan Valiye hukuku ayaklar altına alıyorsunuz dediği için mi aşağılanmış oluyorsunuz?” diyerek tepki gösterildi.
Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin daha önce belirttiği üzere “Ortadaki tek suç, valiliğin anayasaya aykırı eylem yasağı ve şirketler yararına Türkmen’in gözaltına aldırılmasıdır.” Bununla “işçilerin her türlü mücadelesinin ve bu mücadelelere destek açıklamalarının bir suç haline getirilmesi amaçlanıyor.”
Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Grubu ve Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), Türkmen’in ve tüm diğer siyasi mahpusların serbest bırakılması çağrısı yapıyor.
ABD Pensilvanya, Macungie’deki Mack Trucks fabrikasında çalışan sosyalist otomotiv işçisi ve IWA-RFC lideri Will Lehman Pazartesi günü TikTok’ta yayınladığı videoda Türkmen’in tutuklamasını kınadı ve derhal serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Lehman “Türkmen’in tutuklanması tüm işçi sınıfına yönelik bir saldırıdır… Bu baskılar sadece Türkiye’de yaşanmıyor. Bu, işçi sınıfına karşı küresel bir savaştır. Her yerde hükümetler, ücretleri düşük tutmak ve bağımsız örgütlenmeyi ezmek için şirketlerin yanında yer alıyorlar,” diyerek işçi sınıfına yönelik baskıların uluslararası karakterine dikkat çekti.
2022 yılında Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının başkanlık seçimlerinde tabandaki işçilerin yönetimi alması ve sendika bürokrasisinin lağvedilmesi programıyla aday olan Lehman yaklaşık 5 bin oy almıştı. Lehman’ın videosu yayınlandıktan sonra kısa süre içinde 2 binin üzerinde beğeni alırken yüzlerce kişi videoyu paylaştı ve destek yorumları yazdı. Evrensel gazetesi Lehman’ın açıklaması üzerine bir haber yaptı.
Hükümet toplumsal muhalefeti sindirmek için bir yandan işçi mücadelelerini ve onlara verilen desteği suç gibi gösterme çabası içindeyken diğer yandan yasal siyasi örgütleri bir “terör örgütü” uzantısı saymaya çalışıyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) önderlik ettiği bir partiler koalisyonu olan Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik bir operasyonda, geçtiğimiz hafta Türkiye genelinde 10 şehirde düzenlenen ev baskınlarıyla 51 kişi “terör” suçlamalarıyla gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlardan 30’u tutuklanırken 13 kişiye ev hapsi verildi. Sekiz kişiyse adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tutuklananlar arasında gazeteci Elif Akgül, Ercüment Akdeniz ve Yıldız Tar da var.
Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, “Altı bin civarında kişiyi kapsayan bir HDK davası ve HDK soruşturma süreci olduğunun bilgisini öğrendik. Bunun bin altı yüzünü İstanbul’da yaşayan yurttaşlarımız oluşturuyor,” diye konuştu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialarının aksine İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Aralık 2023 tarihinde HDK’nin yasa dışı örgüt olmadığı yönünde karar vermişti. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi de HDK’nin yasal olduğu kararını onamış ve böylece karar kesinleşmişti.
Erdoğan hükümeti geçtiğimiz yılki yerel seçimlerde çeşitli yerlerde DEM Parti ile ittifak kurarak birinci parti olarak çıkan CHP’ye ve onun olası cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik baskıları da artırmış durumda.
Geçen yıl toplamda 20 milyon oy alan meclisteki iki büyük partiye ve siyasi müttefiklerine yönelik artan baskı, Erdoğan hükümetinin hapisteki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile müzakerelerinin ortasında gerçekleşiyor. Dün DEM Parti heyeti Öcalan’ı üçüncü kez ziyaret etti. Toplantının ardından Öcalan PKK’nin silah bırakıp kendini feshetmesine yönelik bir açıklama yaptı.
Hükümet siyasi muhalefeti sindirmek için kontrolündeki yargı gücünü bir araç olarak kullanırken buna karşı çıkan hukuk örgütlerini de hedef alıyor. Bu yüzden İstanbul Barosu Yönetim Kurulu terör suçlamaları ile karşı karşıya bulunuyor.
Suçlamalar, İstanbul Barosu’nun, Aralık ayında Suriye’nin kuzeyinde Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu ile Kürt güçler (YPG/SDG) arasındaki çatışmalarda Türk SİHA’ları tarafından hedef alındığı belirtilen iki gazetecinin öldürülmesine yönelik açıklamasına dayanıyor. Savcılık gazetecilerin çatışmalara katılan “teröristler” olduğunu iddia ederek, baronun onlardan “gazeteci” olarak söz etmesini iddianamede “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “basın ve yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapma” suçlarına gerekçe gösterdi.
İstanbul Barosu soruşturmaya konu açıklamada “Basına yansıyan bilgilere göre, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, 19 Aralık’ta Suriye’de yaşanan gelişmeleri takip ederken uğradıkları saldırı sonucu yaşamını yitirmişlerdir. Basın mensuplarının çatışma bölgelerinde hedef alınması, Uluslararası İnsancıl Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali niteliğindedir,” demişti.
Tırmanan emperyalist savaş ve keskinleşen sınıf mücadelesi koşullarında tüm dünyada hükümetler otoriter rejimlere yöneliyor. ABD’de Trump’ın iktidara dönüşüyle hızlanan bu küresel eğilim, egemen sınıfların kapitalist toplumsal sistemin derinleşen krizine verdikleri yanıtı ifade ediyor. İşçi sınıfının demokratik ve sosyal hakları savunmasının tek yolu, kapitalist sisteme ve onu savunan tüm partilere karşı uluslararası sosyalist bir program temelinde birleşip seferber olmasından geçiyor.