7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi öncesinde hukuksuzca tutuklanan onlarca kişiden biri olan 17 yaşındaki lise öğrencisi Ömer Aksu, üç aydır Kayseri Bünyan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tecrit koşullarında tutuluyor. Tutuklandığında 16 yaşında olan Aksu’nun durumu, 13 milletvekilinin başvurusuyla geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na taşındı.
Dilekçeye göre, 5 Temmuz’da gözaltına alınan ve 8 Temmuz’da Konya 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “silahlı terör örgütü üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla tutuklanan Aksu bir koğuşa yerleştirilmedi. Aksu, ışıkların 24 saat kesintisiz açık bırakıldığı bir bölümde tek başına tecrit altında tutuluyor. Havalandırma hakkı günde ortalama 30 dakikayla sınırlandırılmış; hafta sonları ve bazı günler hiç havalandırmaya çıkarılmıyor.
Aksu, avukatları aracılığıyla gönderdiği mektupta, bulunduğu yerde tuvalet ve banyo olmadığını, en temel ihtiyaçları için dahi gardiyanlara seslenip izin istemek zorunda kaldığını bildirdi. Kısa süre önce tansiyonu aniden 17-20 seviyelerine yükselen Aksu acil olarak hastaneye kaldırıldı. Aradan üç ay geçmesine rağmen hakkında henüz bir iddianame hazırlanmadı.
Mahkemenin “delil” olarak gösterdiği şeyler evinde bulunan çıkartmalar ve broşürler ile sosyal medya paylaşımlarından ibaret. Aksu’nun asıl “suçu” ise İçişleri Bakanlığı’na kayıtlı yasal bir dernek olan Devrimci Gençlik Dernekleri’nin (DGD), MESEM’lerdeki çocuk emeği sömürüsüne karşı ve okullarda ücretsiz yemek talebiyle yürüttüğü çalışmalara katılmak.
Aksu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere emperyalist güçlerin liderlerini ve savaş suçlularını ağırladığı zirve öncesinde tırmandırdığı geniş çaplı baskı dalgasının bir parçası olarak tutuklandı.
Operasyon dalgası 12 Haziran sabahı başladı. Eskişehir ve Zonguldak merkezli soruşturmalar kapsamında sekiz ilde eş zamanlı ev baskınları düzenlendi ve DGD üyesi 14 öğrenci gözaltına alındı. Aynı gün Diyarbakır merkezli ayrı bir soruşturmada Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 5 kişi gözaltına alındı.
Ankara Valiliği, 22 Haziran’da yaptığı açıklamayla, 28 Haziran’dan 10 Temmuz’a kadar 13 gün boyunca kentte toplantı, gösteri, basın açıklaması, bildiri dağıtma ve pankart asma dahil tüm eylem ve etkinlikleri yasakladı. Fiilî bir olağanüstü hâl anlamına gelen bu kararın ertesi sabahı, 23 Haziran’da, Ankara başta olmak üzere birçok kentte eşzamanlı ev baskınları başladı. Kapılar kırıldı, gözaltındakilere avukat görüşü kısıtlaması getirildi.
Adalet İçin Hukukçular’ın 20 Temmuz’da yayımladığı ihlal raporuna göre, zirve sürecinde ülke genelinde en az 668 kişi gözaltına alındı. Yalnızca tek bir soruşturma kapsamında 179 kişi tutuklandı, 34 kişiye ev hapsi verildi. Sonraki operasyonlarla tutuklananların sayısı 220’ye yaklaştı. Gözaltına alınanlar arasında sendikacılar, avukatlar, akademisyenler, gazeteciler, öğrenciler ve çeşitli sol partilerin üyeleri vardı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 24 Temmuz’da açıkladığı rakamlara göre ise, 12 Haziran – 9 Temmuz arasında 979 kişi gözaltına alındı.
Tutuklama gerekçeleri baskının siyasi karakterini açıkça ortaya koymaktadır. Avukatların ve ailelerin aktardığına göre, tutuklananların zirve sırasında 2013’teki kitlesel “Gezi [Parkı protestoları] benzeri sivil itaatsizlik eylemleri” örgütleyebilecekleri ileri sürüldü. Dosyalarda “suç delili” olarak sendikal faaliyet, 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete karşı eylemlere katılım, duvara yazı yazmak, 1 Mayıs çıkartması yapıştırmak, bir yayınevine girip çıkmak ve NATO karşıtı bir buluşmaya katılmak gibi tümüyle yasal etkinlikler sayıldı. Avukatların belirttiği gibi, “silahlı örgüt üyeliği” ile suçlananların dosyalarında tek bir silahlı eylem bile söz konusu değildi.
Bunun en çarpıcı örneği TEMA Vakfı olayıdır. Erozyonla mücadele ve ağaçlandırma çalışmalarıyla bilinen vakfın Ankara temsilcisi, çalışanları ve gönüllülerinden 14 kişi, bu süreçte “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı. Gerekçe, 3 Haziran’da Nallıhan’a düzenledikleri doğa gezisinde mola verdikleri yerin yakınında, vakıfla hiçbir ilgisi olmayan bir eylemin yapılmasıydı. Aralarında 75 yaşında emekli bir öğretmenin de bulunduğu gönüllüler parça parça serbest bırakıldı; sonuncuları ancak 22 Temmuz’da tahliye edildi.
Tahliyeler, zirvenin sona ermesiyle hızlandı. Basında yer alan haberlere göre, 11 Ağustos’ta en az 114 “NATO tutsağı” halen cezaevindeydi. Eylül ortasında bu sayı 77’ye, Eylül sonunda ise yaklaşık 55’e düştü. Tutuklananların dörtte üçünün zirveyi izleyen iki buçuk ay içinde serbest bırakılması tek bir sonuca işaret etmektedir: Bu hukuksuz “önleyici” tutuklamalar somut suç delillerine değil, zirve takvimine dayanıyordu. Amaç, savaş karşıtı muhalefeti zirve süresince protestolardan uzak tutmak ve daha geniş işçi ve gençlik kitlelerine gözdağı vermekti.
Halen tutuklu bulunanlar arasında taban sendikası Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyesi olan özel eğitim öğretmeni Caner Yıldırım da var. Yıldırım resmî sağlık raporuyla belgelenmiş ölümcül düzeyde böcek alerjisine rağmen Konya E Tipi Kapalı Cezaevi’nde “siyasi mahpuslar için uygun koğuş bulunmadığı” gerekçesiyle 40 günü aşkın süre böceklerle dolu, havalandırması olmayan tek kişilik bir hücrede tutuldu.
Yıldırım, mektubunda günün 23 saat 40 dakikasını “dört adımlık” bu hücrede geçirdiğini yazdı. Cezaevi müdürlüğü sevkini onaylamasına rağmen Adalet Bakanlığı hiçbir adım atmadı. Yıldırım, ancak sendikasının ve bazı milletvekillerinin konuyu gündeme getirmesi sonucunda temiz bir müşahede odasına alındı ama tutukluluğu sürüyor. Meme kanseri tedavisi sürerken tutuklanan Dursun Göktaş ise eylül sonu itibarıyla biyopsi sonuçlarını cezaevinde bekliyordu.
Gözaltı ve tutuklama dalgası, NATO’ya ve savaşa karşı çıkmanın şiddetli bir saldırıyla karşılaşacağını göstermek için tasarlanmış önleyici bir baskıydı. NATO zirvesi, Erdoğan hükümetinin Türkiye’yi NATO’nun savaş planlarına giderek daha sıkı bağladığı bir ortamda yapıldı. Zirve, geçen yıl Lahey’de kabul edilen ve askeri harcamaların GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarılmasını öngören hedefin sosyal harcamalar pahasına uygulanmaya konduğu ve emperyalist saldırganlığın tırmandırıldığı bir savaş zirvesiydi. Zirvenin ardından özellikle Avrupalı güçlerin Kaliningrad üzerinden Rusya’ya karşı artan tehditleri, Moskova’nın nükleer bir çatışma riski uyarısında bulunmasına neden oldu.
Türkiye’de ABD’ye, NATO’ya ve onlar tarafından desteklenen İsrail’e karşı toplumsal muhalefet son derece güçlüdür. Areda Survey’in mart ayında yayımlanan anketine göre katılımcıların yüzde 93’ü ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına karşı çıktığını ifade etti. Hükümetin zirve öncesindeki baskı dalgası, Gazze’deki soykırımı mümkün kılan ve İran’a karşı bir saldırı savaşı yürüten güçlere Ankara’da kırmızı halı serilmesine karşı bu kitlesel muhalefetin patlak vermesini önlemeyi amaçlıyordu.
Emperyalist güçler de memnuniyetlerini gizlemediler. Trump, zirveye “Erdoğan’a saygısından” katıldığını söyleyip onu övgülere boğdu. Amerikan ve Avrupalı emperyalist “demokrasiler”, Türkiye’deki diktatörlük önlemleri hakkında bir şey söylemek şöyle dursun, bu önlemleri kendi ülkelerinde giderek daha fazla uyguluyorlar.
Fransa’da 17 Eylül’de başlayan lise eylemlerinde, Adalet Bakanlığı verilerine göre 6.877 kişi gözaltına alındı; gözaltına alınanların yüzde 86’sı çocuktur. Avrupa’da Gazze soykırımına karşı çıkanlar antisemitizmle suçlanarak polis baskısı ve yargılamalarla karşı karşıya kalıyor. ABD’de Trump yönetimi göçmenlere karşı baskıyı tırmandırıyor. Bu faşizan baskının parçası olarak, pazartesi günü, Somali kökenli Müslüman ABD yurttaşı, Demokrat Kongre üyesi Ilhan Omar’ın evi federal ajanlar tarafından basıldı.
Savaş karşıtı sosyalist muhalefetin bastırılmasında en önemli dava, Ukrayna’dadır. Bolşevik-Leninistlerin Genç Muhafızları’nın kurucusu ve önderi, 27 yaşındaki Bogdan Syrotiuk, 10 Ağustos’ta Pervomaysk Şehir Asliye Mahkemesi tarafından “sıkıyönetim altında vatana ihanet” suçlamasıyla 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkûmiyetin dayanağı, Bogdan’ın Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yayımlanan ve Ukrayna’da NATO ile Rusya arasındaki savaşa karşı Ukraynalı ve Rus işçilerin birliğini savunan altı makalesiydi. Dosyada casusluk, sabotaj ya da askeri bilgi aktarımına dair tek bir kanıt bulunmuyor. Bogdan’ın avukatları karara itiraz ederken, WSWS ve Sosyalist Eşitlik Partileri kararın iptal edilmesi ve Bogdan’ın derhal serbest bırakılması için küresel bir kampanya sürdürmeye devam ediyor.
Ankara’da NATO’ya karşı çıktıkları için tutuklananlar ile Kiev’in NATO destekli rejimi tarafından savaşa karşı çıktığı için 15 yıla mahkûm edilen Bogdan, aynı emperyalist savaş, diktatörlük ve toplumsal karşıdevrim yöneliminin hedefleridir. Kapitalist sistemin aynı krizi, Fransa ve Avrupa genelinde gelişen kitle hareketinde görüldüğü gibi, egemen sınıfın bu saldırısına karşı işçi sınıfı ve gençlik içinde büyüyen bir direnişe de yol açıyor. Bu kitlesel muhalefetin Türkiye’deki, Ukrayna’daki ve dünyanın her yerindeki siyasi mahpusların savunulması için ve emperyalist savaşa karşı mücadelede harekete geçirilmesi gerekiyor.
